Hızır (a.s)’ı görmek istiyorum.


Bir zaman yasli bir kadincagiz duymus ki, Hazreti Hizir her gün yatsi namazinda.
Yeni Câmî’de görülürmüs. Kendisi de zâten Hizir Aleyhisselâm’i görmeyi öteden beri cok istermis. Duydugu söz üstüne ertesi gün kocasina durumu bildirip, ondan izin alarak yatsi namazina Yeni Câmî’ye gitmis. Namaz cikisinda, avluda bir kenara cekilmis ve baslamis cikanlara dikkatli dikkatli bakmaya.
O pür dikkat cikanlari tâkip ederken, karsisindan bir yasli amca cikagelmis.
- Neye bakarsin hâtun?
- Dediler ki, bu câmîde her gece Hizir Aleyhisselâm görünürmüs. Onu görmeye
geldim.
- Peki onu görsen nasil taniyacaksin?
- Bilmem.
- O zaman buradan gecse, sen onu taniyamazsin.
- Dogru, nasil da akil edemedim.
- Bak öyleyse, sana onu nasil taniyacagini ögreteyim.
- Olur
- Arkamdaki câmîyi görüyor musun?
- Evet
- Isiklarina bak. Söndü mü simdi?
- A evet, söndü.
- simdi bir daha bak, isiklar tekrar yandi mi?
- Baktim. Evet simdi de yandi.
- Peki öyleyse. Iste ayni böyle, arkasinda duran câmînin isiklarini oldugu yerden kipirdamadan yakip söndüren birisini görürsen, iste o Hizir’dir.
- Dogru mu?
- Dogru
- Hay Allah râzi olsun, demis ve kadin beklemeye devâm etmis. Fakat tabiî herkes dagildigi halde, târife uygun kimse cikmamis. Bizimki de mahzun eve dönmüs. Kocasi sormus:
- Gördün mü Hizir Aleyhisselâm’i?
- Yok, göremedim.
- Vah vah.
- Olsun, göremedim ama, nasil görülür cok iyi ögrendim.

(Alinti)



Gözünün gördüğümü, Gönlünün istediğimi?


Ewan 22 yasina o sene basmisti, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanin asaletini tasiyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savasa katilmak üzere Ingiltere’den ayrilacakti, hiç birseyden korkmuyordu ama duygusalligi nedeniyle, ülkesinden ayrilma fikri zor geliyordu ona.
“Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardi arkasina yazilmaya baslandi.
Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açiyorlardi. 2 sene bu sekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmis, her mektuptan ayri tatlar almislardi.
Ewan’in ülkeye geri dönme zamani gelmisti, son mektubunda Holly’i görmek istedigini yazdi. “Ancak seni taniyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen” diye ekledi. Holly bulusmayi kabul etti fakat resmi göndermedi. “Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz degil mi? Yakama kirmizi bir çiçek takacagim.” dedi.
Günler birbirini kovaladi ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indigi ilk anda gözleri Holly’i aradi. Bir müddet bakindi, sonra kalabaligin arasindan simdiye dek gördügü en güzel kadin belirdi. Uzunboylu, çok güzel vücutlu, uzun sari saçli, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhtesem bir kadindi.
Kadina dogru bir adim atti, ama yakasinda hiç birsey yoktu. Kadin gözlerine bakti ve “Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?” diye sordu.
Tam o sirada güzel kadinin omuzunun üzerinden, yakasinda kirmizi çiçek olan kadini gördü. Kisa boylu, sisman sayilacak kiloda, gri kisa saçli, tozlu uzun pardisesü ve kalin bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan saskindi, az önce hayatinda gördügü en güzel kadindan bir teklif almisti ancak karsisinda da yüregine asik oldugu kadin duruyordu. Kendini toparladi ve yanindan geçen dünyalar güzeli kadina aldirmadan ilerledi. Elinde Holly’le birbirlerini tanimalarini saglayan kitap vardi. Elini uzatti, “Merhaba Holly” dedi gözlerinin içi gülerek. “Pardon” dedi kadin.”Ben Holly degilim. Az önce buradan geçen sari saçli mavi elbiseli bayan yakama bu çiçegi takti ve bunun hayatinin sinavi oldugunu söyledi. Sizi garin çikisindaki cafe’de bekliyormuş.

 

(Alinti)